
Amerikan işgücü piyasasının 2025'i, yaşandığı sırada başka, geriye dönüp bakıldığında başka bir yıldı. Aylık veriler açıklanırken piyasa yılı ayda ortalama doksan bin civarında istihdam artışıyla okudu, yıllık düzeltme geldiğinde bu ortalama on bine indi. Başka türlü söylersek Amerika bir yılı neredeyse hiç istihdam yaratmadan geçirdi ve bunu ancak yıl bittikten sonra öğrendi. 2026 kâğıt üzerinde toparladı ama yaz aylarında motor yeniden teklemeye başladı; ağustosta gelen, beklentinin üç katı büyüklüğündeki tek aylık sıçrama ise eğilimi değil, verinin oynaklığını anlatıyor. Tek ay havadır, on iki ay iklimdir.
İklimin adı donma. Bu piyasada kimse işçi çıkarmıyor ama kimse de işe almıyor. 2022'de her işsize iki açık iş düşerken bugün bire birdir, işten çıkarmalar tarihsel diplerde seyrederken işe alım oranı da onlarla birlikte diptedir. İçeride olan için bu tablo güvenlik hissi verir, dışarıda kalan içinse kapı kilitlidir ve tablonun asıl sessiz rakamı işgücünün kendisindedir: katılım oranı dokuz ayda neredeyse bir puan geriledi, kabaca iki buçuk milyon insan işgücünün dışına çıktı. Sertleşen göç politikası, yaşlanma, iş aramaktan vazgeçenler -- payları tartışılır, sonuç tartışılmaz: piyasa insan absorbe ederek değil, insan kaybederek dengeleniyor.
Donan bir piyasada petrol şokunun faturası nereye kesilir? İşten çıkarma yoksa ücrete. Saatlik kazançlar yılda yüzde üç civarında artarken manşet enflasyon 3,4'e tırmanmış durumda, çalışan Amerikalının reel ücreti aylardır eriyor. Bu, fotoğrafı çekilemeyen bir ayarlamadır -- kapanan fabrika yok, kuyruk yok, manşet yok. Ama şokun reel gelir kaybı bir yere yazılmak zorundadır ve bu döngüde bordroya yazılıyor. O zaman soru şudur: Herkesin işi yerindeyken herkesin alım gücü geriliyorsa, yüzde 4,1'lik işsizlik oranı tam olarak neyi ölçüyor?
