
Bu döngü, alışılmış Fed sıkılaştırmalarından farklı bir dünya haritası çiziyor -- çünkü bu kez ayırıcı çizgi "gelişmiş-gelişmekte olan" değil, "enerji ihracatçısı-ithalatçısı"dır. Petrol ihraç eden ekonomiler için yüksek Amerikan faizi ile yüksek petrol fiyatı aynı anda gelen iki ayrı gelir kaynağıdır; ithal eden ekonomiler içinse aynı anda gelen iki ayrı faturadır. Körfez ve Norveç bu döngüde kazanan taraftadır; enerjisinin büyük bölümünü dışarıdan alan Avrupa, Hindistan ve Kore ise güçlü dolar ile pahalı petrolün aynı anda sıkıştırdığı taraftır.
Japonya ayrı bir kırılganlık taşıyor. On yıllardır süren düşük faiz politikasından çıkış sancısı yaşayan Japon merkez bankası, ABD getirileri yükselirken kendi tahvil piyasasını da normalleştirmeye çalışıyor; bu ikisi çakıştığında dünya çapında ucuz yen borçlanarak risk varlığına yatırım yapan "carry trade" pozisyonlarının hızlı çözülmesi riski büyüyor -- 2024 yazında bir kez küçük ölçekte yaşanmış bir senaryo. Çin ise kendi yolunu kendi kuruyor: Yuan yıllardır görmediği güçlü seviyelere çıkarken bu güç dolardan değil Çin'in kendi tercihinden geliyor. Amerika'nın tarife duvarıyla dengelemeye çalıştığı rekabet gücü açığı, Çin'in kendi parasını güçlendirme kararıyla bir bakıma tersine dönüyor.
Risk varlıkları tarafında ise iki ayrı baskı aynı hafta çakıştı. Tarihsel örüntüye göre bir Fed'in ilk artış hamlesi genellikle hisse senetlerinde bir dip işareti sayılır -- piyasa "kötü haber artık fiyatlandı" der ve toparlanır. Ama bu kez aynı haftalarda yapay zekâ yatırımlarının aşırı büyüdüğüne dair kaygılar da yükseldi ve teknoloji hisselerinde ayrı bir satış dalgası yarattı. Yeni Fed başkanının kendi söyleminin büyük bölümü, yapay zekânın verimlilik yoluyla enflasyonsuz büyüme sağlayabileceği tezine dayanıyordu, bu tez kendi imzasını attığı hafta sınanıyor. İskonto oranı yükselirken büyüme anlatısı da çatlarsa risk varlıkları iki cepheden birden yara alır.
