
Federal Rezerv'in belirlediği büyüklük teknik olarak dardır: Amerikan bankalarının birbirlerine gecelik borç verirken uyguladıkları faizin hedef aralığı. Bugün bu aralık yüzde 3,50-3,75. Buradan Borsa İstanbul'a, Frankfurt'a ya da Seul'e uzanan yol, kararın kendi mekaniğinden değil, doların taşıdığı işlevlerden geçer. Dolar aynı anda dört şeydir: dünya ticaretinin faturalandırma birimi, merkez bankalarının rezerv varlığı, emtianın fiyatlandığı para ve ABD dışındaki borçlanmanın büyük bölümünün cinsi. Bu dördü birden olduğu sürece Washington'da alınan karar, başka hiçbir başkentte alınamayacak bir karardır.
Aktarım dört kanaldan işler. Birincisi fonlama maliyetidir: ABD dışındaki şirketler ve devletler dolar cinsinden borçlanır, bu borcun fiyatı Fed'in faizine endekslidir. İkincisi iskonto oranıdır, on yıllık ABD tahvilinin getirisi dünyadaki bütün varlıkların değerlemesinde kullanılan risksiz referanstır -- bir İstanbul hissesinin gelecekteki kârı da bir Alman tahvilinin bugünkü değeri de aynı paydaya bölünür. Üçüncüsü kurdur: faiz farkı sermayeyi çeker ya da iter, para birimleri buna göre değer kazanır ya da kaybeder. Dördüncüsü risk iştahıdır; ABD'de risksiz getiri yükseldiğinde gelişmekte olan piyasalarda kalmanın fırsat maliyeti artar, sermaye merkeze döner.
Bu kanallar mekanik değildir, biriktirilir. Tek bir 25 baz puanlık hareket hiçbirini tek başına tetiklemez; kararın yönü, süresi ve inandırıcılığı tetikler. Dolayısıyla asıl soru kararın kendisi değil, kararın hangi okumaya dayandığıdır. Fed'in yasal görevi iki başlıktır: fiyat istikrarı ve azami istihdam. Sıralamaya fiyat tarafından başlamak gerekir, çünkü bugünkü tartışmanın tamamı orada düğümleniyor.
