
2.1 Kural Neden İlk Günden Esnedi?
Maastricht, varlığını iki sayıya bağlamıştı: bütçe açığı %3, kamu borcu %60.[10] Soru, bürokrasinin bu kuralları neden tutturamadığı değil, matematiğin tutmadığı ortadayken kuralların neden ilk günden esnetildiğidir.
Cevap genişleme hırsında. Kriterler tavizsiz uygulansaydı birlik İtalya'sız ve Belçika'sız kurulurdu, İtalya'sız bir birlik ise Roma Antlaşması'nın kurucu meşruiyetini yitirirdi. Paris için euro, birleşmiş Almanya'yı ortak para kafesine kilitlemenin tek yoluydu; Berlin için kur riski taşımayan, rekabetçi devalüasyonun bertaraf edildiği kıtasal bir hinterlant. Dolara meydan okuyacak bir rezerv para da ancak devasa bir coğrafi ölçekle mümkündü.
Kurallar böylece siyasi katılımı meşrulaştıran süse indirgendi. 1998'de kamu borcu GSYH'nin %113,9'u olan İtalya ile %119,3'ü olan Belçika sorunsuz kabul edildi.[11] Yunanistan'ın 1999 açığı %1,8 gösterilerek giriş vizesi verildi, gerçek rakamın %3,4 olduğu yıllar sonra Eurostat revizyonuyla tescillendi.[12] En ağır darbe kuralın mimarlarından geldi: 2003'te Almanya ve Fransa açıklarını patlatınca kendi haklarındaki Aşırı Açık Prosedürlerini Konsey'de askıya aldırdılar. Adalet Divanı 2004'te bunu hukuka aykırı bulsa da egemen devletlerin kendi koydukları hukuku gerektiğinde baypas edebileceği ortaya çıkmıştı.[13]
Asıl yıkıcı dinamik ise kuralların delinmesi değil, tek faiz oranına bağlanan kıtanın ürettiği yakınsama illüzyonuydu.
2.2 Sermaye Nereye Aktı?
1999'da piyasalar antlaşmanın yasakladığı bir garantiyi fiyatlamaya başladı: kur riski yok, devalüasyon yok, kurtarma yasağına rağmen bu borçların arkasında zımni bir Alman garantisi var. Çevre ülkelerin risk primi on yılda buharlaştı. Alman tahviline karşı 1995'te 1.011 baz puan olan Yunanistan makası 2005'te 24'e, İtalya 536'dan 21'e, İspanya 442'den 4'e indi; Madrid'in temerrüt riski Berlin'inkiyle fiilen eşitlenmişti.[14]
Anomali sermayenin gelmesi değil, gittiği yerdi. Kur silahı elinden alınmış, reel kuru aşırı değerlenmiş çevre ülkelerde Alman imalatıyla rekabet edecek sanayi yatırımı reel getiri vaat etmiyordu; sermaye rasyonel bir tercihle dış ticaret baskısından muaf, ticarete konu olmayan sektörlere aktı. İspanya ve İrlanda'da inşaat balonu şişti, Yunanistan'da ucuz finansman kamu istihdamına ve tüketime gitti. Kaynak verimlilikten ya da ihracattan türemediği için borcun kendini ödeyecek kapasitesi (solvency) oluşmadı. Yüzeydeki sahte cennetin altında reel ekonomiler ayrıştı: 1999–2008 arasında birim işgücü maliyeti Almanya'da yalnızca %3 artarken İspanya'da %35, Yunanistan ve İtalya'da %30 civarında yükseldi.[15]
Almanya'daki %3 tesadüf değildi. "Avrupa'nın hasta adamı" Hartz reformlarıyla işgücü piyasasını esnetmiş, reel ücretleri on yıl yerinde tutmuş, iç talebi büyütmemişti;[16] büyümeyen iç tüketim devasa bir tasarruf fazlasına dönüştü. O fazla Alman ve Fransız bankaları üzerinden güneye ucuz kredi olarak pompalandı, güney o krediyle Alman otomobili ve makinesi aldı. Klasik satıcı finansmanı: 2007'de Almanya GSYH'sinin %6,5'i kadar cari fazla verirken Yunanistan −%15,4, İspanya −%9,4 açık biriktirdi.[17] Bedel çevrenin bilançosuna yazıldı: kurunu ayarlayamayan, borçla Alman malı alan bir iç pazar.
Bu yüzden "tembel Akdenizlilerin kamu parası yemesi" anlatısının iktisadi temeli yoktur. 2007'de kamu borcu İspanya'da GSYH'nin %35,7'si, İrlanda'da %23,9'uydu ve ikisi de bütçe fazlası veriyordu; Almanya %63,7 ile her ikisinden de disiplinsizdi. Patlayan kamu maliyesi değil, kuzey bankalarının beslediği özel borç balonuydu.
2.3 Kurtarılan Kimdi?
2008'de kredi piramidi çöktüğünde İspanya ve İrlanda batan bankalarını kurtarmak için kamu bilançolarını feda etti; İrlanda'nın kamu borcu beş yılda %23,9'dan %118,9'a fırladı. Kıyamet döngüsü (doom loop) kilitlendi: bankanın batışı devleti batırıyor, devlet tahvilinin çöküşü bankanın sermayesini sıfırlıyordu.
Kurtarma paketleri ve Troyka vesayeti bir Avrupa dayanışması değildi. BIS verisine göre 2009 sonunda Fransız ve Alman bankalarının Yunanistan, İrlanda, Portekiz ve İspanya'ya maruziyeti 958 milyar dolardı, 493'ü Fransız, 465'i Alman bilançosunda.[18] Çevre temerrüde düşseydi çökecek olan güney değil, Paris ve Frankfurt'tu. ESMT'nin hesabına göre ilk iki Yunan programının %95'i Atina'nın bütçesine değil, vadesi gelen borcun ödenmesine, Yunan bankalarının sermayesine ve alacaklı takasının teşviklerine gitti.[19] Kurtarılan Yunanistan değil, alacak zinciriydi: 2010–11 penceresi yabancı bankalara çıkış zamanı tanıdı, 2012'deki %53,5'lik nominal kesinti o güne kadar çıkmamış olanlara düştü.[20]
Özel batık kamu borcuna dönüştürülüp alacaklılar tahliye olduktan sonra çevre ülkelerin önüne içsel devalüasyon reçetesi kondu: ücret budama, harcama kısma, emekli maaşı tırpanlama. Harcama kısıldıkça ekonomi küçüldü, ekonomi küçüldükçe borcun gelire oranı tırmandı. 2012 yazında İspanyol ve İtalyan faizleri %7 bandına dayanıp kurgu dağılmanın eşiğine geldiğinde kurallar tükenmiş, siyaset felç olmuştu.[21] Sahneye başka bir güç çıkacaktı: devleti ve hazineyi kendi bilançosuyla ikame edecek merkez bankası.
